Karboğazı mucizesi kılçık oldu Fransızın boğazına takılıverdi!
Birkaç kez yazıp çizdik; Binbaşı Menil, asker gibi asker… Taburuna kahramanlık nişanı kazandırdığı başka memleketlerde, zorlu düşmanlarla kapışıp başarı sağladığı için…
Fakat, Adana´nın Pozantı´sına gelip bir eyyam rahat rahat, ferah ferah yayıldıktan sonra tokat üstüne tokat yedikçe afallamıştır. Bütün olup bitenler içinde, iki olay var ki, adamakıllı yıpratmıştr Menil Binbaşı´yı. Birincisi, yüksek stratejik önemi olan Belemedik yöresini kaptrması ve aynı kapışmada eşinin esir düşmesi. İkincisi de, Bremon gibi, Düfyö gibi azametli generallerin, dünyanın orasından burasından toplanmışlarla takviyeli binlerce paralı askerin, uçakların, zırhlı araçların, modern silahların, yığınlarla topların, velhasıl, bilumum imkanların sebilullah olduğu koskocaman Fransız Ordusu´nun Pozantı Garnizonu´na yardım edememiş olmasıydı. Z aten İkinci Kavaklıhan Savaşından sonra hem İşgal Karargahınnda hem de Menil´in Pozantı´da, kuşatılmış taburunda moraller sıfırın altına inmişti. Haberleşemiyordu da… Son çare olarak uçakla mektup gönderdiler. Açtı, okudu. Şöyle diyordu büyük komutanlar: “Bizden hayır bekleme. İstersen teslim olabilirsin. Ya da yarma harekatıyla kurtulmmayı deneyebilirsin. Bu takdirde Adana yoluna değil, Mersin´e giden zor vadileri ercih et…”

POZANTI´DA BİR SİPER: Güçlü Menil´in güçlü taburundan bir asker, Pozantı çevresindeki sayısız siperlerden birinde. Uçan kuş bile takip edilirken, şahlanmış bir avuç çetelerimiz karşısında güneş görmüş kar gibi eriyiverdiler.
Menil yara harekatını tercih etti. Türklere hitaben hazırladığı mektupta “Hasta veyaralılarımızı şefkatinize emanet ediyorum” dedi ve 24 Mayıs 1920 akşamı yola çıktı. Tekir´de karşısına çıkan küçük çeteyi alt ettikten sonra yola devam etti. Şafak sökerken, emirle gelen öneriye göre, şosenin sağ tarafına, batıya yönelen patikaya seğirtti. Böylece, Namrun, Sebil üzerinden Cehennem Deresi´ne, oradan da Gözne´ye inmeyi hedeflemişti. Mersin´deki Fransız Birlikleri yardımı ile Adana´ya, güvenli yerlere gidişi kolaylaşacaktı. Eşyaları katırlara yüklettikleri için piyade askerler biraz daha rahattı.Hava da, olabileceğinin en iyisini sunuyordu gerçekten Mayıs´ın parlak güneşi, bin-bir çiçekle öpüşerek selamlaşmakta, kuşlar da, doğadaki hazarla coşkulu şarkılara dalmıştı.
YOLCU, YOLUNDA GEREK
İSTİKAMETİ TARİF GEREK
POZANTI DAĞLARI: İlçenin o yıllardaki girişini gösteren bu eski fotoğrafta görülen dağların hemen her yanında Ermeni kamavorlarla desteklenmiş karakollar vardı. 25 Mart 1920´den itibaren bunlar birer-ikişer elimize geçti.
Karboğazı Savaşı veya Mucizesi´ni çeşitli kaynaklardan incelemeye çalıştık. İlk olarak, Sinan Paşa´nın hatıratından alalım:
“Kuşatma kıtalarımız Fransızlardan kalan eşyayı talana giriştiklerinden düşmanın arkasından bile gitmemişlerdir. Yalnız Mulla Nasuh Komutasındaki 44 kişilik bir müfreze Fransızları takibi sürdürmüş ve Tekir´de ufak bir çarpışma yapmıştır. Bu çarpışmada milli kuvvetleri dağılan Menil Taburu süratle Karboğazı´na gelmiştir. 26 Mayıs akşamı burada istirahate çekilen düşman, rastladığı bir yörük kadınına Milli Kuvvetlerin olup olmadığını sormuştur. Türkmen kadın, böyle kuvvetler bulunmadığı gibi, bu yerlerin milli kuvvetlerce bilinmediğini söylemiştir. Bunun üzerine Fransızlar, süt, yoğurt gibi yiyecekler satın almak istediklerini, yanlarındaki ermeniler aracılığı ile söylemişlerdir. İstenilen şeyleri getirmeye giden bu yörük kadın, Milli Kuvvetlere düşmanın Karboğazı´nda olduğunu haber vermekle vatanına en büyük hizmeti yapmıştır.”
Şimdi de olayı en başından yaşamış olan Gülekli Kemal´in anlattıklarını dinleyelim (Kurtuluş Savaşı´nda Kahraman Çukurovalılar, Emekli Albay İsmail Ferahim; Sayfa 10-18):
“Birinci ve İkinci Kavaklıhan Muharebelerinde büyük hizmetleri görülen Milis Müfrezesini takviye etmek için aldığım emir üzerineKaraisalı´dan bir geceyarısı Efeler Köyü´ne geldiğimde Pozantı´daki mahsur Fransız Taburu´nun nuhasara (çevirme) hattını yararak bir huruç hareketi yaotığını haber aldım. Bu haberi alır almaz Efeler Köyü´nde kalmaktan vazgeçerek yanımdaki üç arkadaşımdan birisini Çamalan Jandarma Takım Kumandanı Hafız Tevfik´e gönderdim ve onu da vaziyetten haberdar ederek Karakolda mevut jandarmaları Panzin Çukuru´na göndermesini yazdım. Biz de İnköy yolunu takiben Panzin Çukuru´na geldik. Burada gördüğümüz vaziyet bizi hayrete düşürnüştü. Çünkü düşmanın Tekir Şosesi´nden ayrılarak Elmalı Boğazı´na giden patika yolu takip ettiklerini gördük. Biz de aynı yoldan düşmanı adım adım takibe koyularak Elmalı Mevkiine yaklaştığımızda burada bir çok Aydınlı göçebe çadırlarını gördük. Bunlardan, düşmanın hangi istikamete gittiğini öğrendik. Zaten bu yoldan başka bir yol yoktu. Bu haberi alır almaz, hemen hareket ederek Aydınlı Aşiretinden de bize iltihak eden 10 kişi ile akşam karanlığı başlarken Germeç Beli´ne çıktığımızda düşmanın Karboğazı Mevkiinde karargah kurmuş ve ateşlerini yakmış olduklarını gördük. Burada yapacağımız iş; arkadaşlarımızla müzakere ve müşavere etmekti. Arkadaşlarla yaptığımız istişare neticesinde düşmana pusu kurmak, düşmanı önleyip o pusuya düşürmek için daha ileriye geçmemizin muvafık olacağına karar verdik.”
TAHTABACAK MENİL: Binbaşı Menil daha önceki savaşlarda bir bacağını kaybetmiş, fakat yılmamış, tahta protezle askerliğini sürdürmüştü. Bizimkiler bunu öğrenince, binbaşıya “Tahta bacak” yahut “Topal Menil” demeye başladılar. Fotoğraf, Verdün Savaşı´nın madalyalı Kahrmanı menil´i Pozantı´daki şa´şaalı günlerindeki gururlu halini gösteriyor.
Özetleyecek olursak, Gülekli Kemal´in yaşadıkları şöyle...
Toplam 44 kişi olmuşlardır. 10´unu, bulundukları Germeç Beli´nde bırakıp hiç gözükmeden düşmanı arkadan takip etmelerini isterler. Kendileri de, ormana dalıp sessizce Sünder Boğazı´na gelip mevzi olarak ta Delmeli Mezarlık Boğazı denilen yeri seçerler. İkiye ayroılıp 17´şer kişi, boğazın batı ve doğusunda beklemeye koyulurlar. Fransızın geçebileceği tek geçit burası olduğuna göre imha için en uygun yer sayılırdı.
POZANTI´DA GÜZ: Menil ailesinin pek sevdiği Pozantı, Şekerpınarı gibi eşsiz suları, gür ormanları ve balık dolu dreleri yanısıra bol ürün veren topraklarıyla Cennet gibi bir yurt köşemizdir. Her mevsimi ayrı güzeldir. Bu fotoğrafı bir sonbahar mevsiminde çekmiştim. Sanırım bu yöremizi siz de övgüye eğer bulursunuz.
Bu nasıl bir vatan sevgisi, bu ne tür bir metanettir ki, bütün gece gözünü kırpamadan, dağ-bayırı orman içinden, hem de “çıt” çıkarmadan geçeceksin ve hala uykunun zerresini bile hissetmeyeceksin. İşte, bizimkiler, şafak vaktinden hemen sonra bazı öncü Fransızları görmüşlerdir. Sessizliği sürdürüp önceden kararlaştırdıkları noktaya kadar gelinmesini bekleyerek “Sırası!..” dedikleri an ateşe başlarlar ve öncülerin tamamı imha olur. Bunun üzerine, düşman çoğunluğu yolu terkederek dereye doğru ilerler. Bizimkiler de arkadan gelen 10 kişi ile birlikte yaylım ateşini sürdürür. Fransızlar sabahın köründe, hiç beklenmedik bir anda, asla beklenmedik bir yerde ateşle karşılaşmanın şaşkınlığı içindedir. Eminiz ki, değişik noktalardan ateş açılınca an azından birkaç yüz kişilik müsellah (usulünce silahlı) ve mücehhez (donanımlı) birliklerin hücumu şeklinde algılamışlardır. Gerçekte ise, silahlarımızın bir çoğu tek kurşun atan dolma tüfeklerdir. Nitekim, kalabalık Fransız askerleri telef vermesine karşın hala varlığını sürdürmekte ve içgüdüsel tercihle Teke Yaylasına doğru kaçmaya çalışmaktadır.
GELECEK YAZI: 44 KİŞİ, KOCA TABURU TESLİM ALIYOR