Başlığı Fransızca attım. Okunuşu, “Jö süi ön Turk” gibi. Fakat dikkat, Turk derken (R) harfini adeta yumuşak g gibi seslendirecektik ki Fransız fonetiğine uygun olsun. Anlamı “Ben bir Türk´üm”; ama böyle söyleyemeyecek, milliyetimizi Fransızca ifade edebilecektik.
Ulucami ibadete kapatılacak, turistik kültür yapısı olacaktı. Büyük ihtimalle Yağ Cami de yeniden Kilise´ye dönüşecekti. Böylece, Adana´da 6 kilise hizmet verecek, cami sayısı ise daha az olacaktı. Son 95 yılda inşa ettirilmiş camilerden hiç biri yapılamayacaktı. Kalan birkaç cami minaresinde hoparlör olmayacak, belki ezan da okunamayacaktı.
Okullarda Fransızca eğitim görecektik. İkinci dil Ermenice, üçüncüsü de belki İspanyolca falan olacaktı. Caddelerimiz “Rue de…” diye başlayan Fransızca isimler alacaktı.
Valimizi Fransa tayin edecek, belediye başkanımız da ya Fransız, ya da Ermeni olacaktı. Belediye meclisimizdeki sandalyelere de çoğunlukla Ermeniler oturacaktı. Müdürler, üst düzey yöneticiler de Fransız ve Ermenilerden seçilecekti. Bizler, kadınlı-erkekli amelelik, hizmetçilik yapacak, prestijli semtlere ancak temizlikçi, çöpçü, süpürgeci olarak gidebilecektik. Hastanede derdimizi Fransızca anlatmaya çalışacaktık. Yaşlıların söylediği tercüme edildiğinde Fransız doktorlar alay edecekti; “Karnım gidiyor” denildiğinde yapılacak tercümeyi düşünebiliyor musunuz… Soracaklardı, “Nereye gidiyor senin karnın?”. “Midem yanıyor” şikayetiyle gelen hastayı da herhalde itfaiyeye sevk ederlerdi artık.
19 MAYIS OLMASAYDI, yazdıklarımdan çok daha fazlasıyla ezilecektik, büzülecektik ve ses çıkardığımız takdirde hapishanelere dizilecektik. Çünkü, 19 MAYIS OLMASAYDI, Adana ve çevre illeri Fransızların idaresi altında kalacaktı. İzmir´e, İstanbul´a gidebilmek için vize başvurusu yapacaktık.
19 MAYIS derken, tabii ki Asrın Gerçek Lideri Mustafa Kemal Atatürk gelmiştir gözünüzün önüne. Samsun´a ayak basması, aslında Anadolu´nun uğuru, gücü, büyüsü, birliği ve dirliğinin anahtarı olmuştu. Tarihin değil, tarihlerin sayfalarında ayrıcalıklı yeri olan 19 MAYIS ve ATATÜRK´ün mücadele ettiği sahtekar din tacirlerinin ve bunlara inanmış saf vatandaşların ahfadı, şimdi Cumhuriyet´e, uygar yaşama, laikliğe, bağımsız yargıya, çağdaş yasalara veryansın edebiliyorlar. Kuşkum yok, bu gruptaki bazı kişiler, 19 MAYIS OLMASAYDI, kiliselerde papazlık, zangoçluk gibi hizmetlere talip olacaklar, papayı bile yeterince hristiyan kabul etmeyeceklerdi. Evlerinde hazreti İsa ikonları, boyunlarında ucu haçlı zincirler olacaktı… Çünkü, bunlar için din, çıkar kapısından başka bir şey değildir…
Pekiii… Bizler 19 MAYIS´ın gerçek değerini biliyor muyuz?
Büyüklerimiz, yaşıtlarım ve bizden on-on beş yaş küçükler elbette biliyoruz. Çünkü bizler Fransız istilasını yaşayanları, ya da çocuklarını dinlemiş kişileriz.
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramının coşku ve heyecanla kutlandığı yıllar tüm canlılığıyla belleğimizde. Gençlerin stadyumda yaptığı gösteriler ve ardındaki geçitler geleceğimizin aydınlığı, Cumhuriyet ve laikliğin güvencesi olarak algılanırdı. Şimdikinin on beşte biri kadar nüfusa sahip olmamıza rağmen gösterilerin yapıldığı stadyum hınca-hınç dolar, dışarıda da bir o kadar giremeyenler toplanırdı. Resmi tatil 18 Mayıs öğleden sonra başlardı.
Sizi biliyorum; ne demek istediğimi, daha doğrusu neleri söylediğimi anladınız.
19 Mayıs ruhunu kavramışların, gönlünde yaşatabilenlerin Bayramı Kutlu Olsun!