Bu günlerde, evet, tam bu günlerde, iki kiloluk teneke kutular balkonlara, pencere denizliklerine ve avluların taşla, tuğlayla yapılmış sekilerine dizilirdi. O yılların gözde çiçek saksılarıydı bunlar. Margarin Vita´nın, dört yanına sarı zemine basılmış, kırmızı kocaman markası zaten başlı başına süslüyordu kutuyu. Bunu takip eden diğer kutuların çoğunluğu “En Nefis Kristal Ayvalık Zeytinyağı” yazısı altındaki yuvarlak içine çizilmiş vapur resmiyle göze çarpardı. Denizin dalgaları ve vapurun dumanı canlı gibi dururdu. Moda tam yayılırken Adana Malı “Evet” margarin kutuları da çiçek kucaklamaya başlamıştı.
Düşünüyorum da, yağ üreticileri sanki daha çok satabilmek için bu bedava gibi algılanan kutulardan yararlanıyordu. Daha sonraları hem margarinin hem de zeytinyağının 5 kiloluk büyük boyları da çıktı. Bunlar bilhassa çıtlık, zambak, karanfil, horoz ibiği gibi boyu-bosu orta derece olan bitkilere iyi geliyordu.
5 kiloluğun da taşıyamayacağı ful gibi, yaprağı güzel gibi, zambak gibi, mercan gibi çiçekler için 20 litrelik gazyağı tenekeleri imdada yetişirdi. O yıllarda gaz yağı ecnebi memleketlerden gelirdi. Tenekelerin üstünde kabartma, dört nal durumunda kanatlı at ve figürü ve onun altında da “Socony Vacuum” yazısı vardı. Arkasına kondurduğu (L) şeklindeki tahta sırtlığa tenekeyi koyan seyyarlar, sokak sokak gezerken “Gazyaaoouuu istiyeeen!” diye bağırırdı. Satışı, bir yanlarına asılı birlik, yarımlık ve urupluk (çeyrek) litrelerle yapardı. Müşteriler en fazla lambalar için alırdı gaz yağını. Kısacası, bahçe için, balkon için 20 litrelik teneke sıkıntısı olmazdı.
Küçük yaşta tohum çıkaıpr ekmeye ve şitil şaşırtmaya alışmıştım. Çiçeklere ilgim de fazla sayılırdı. İsimlerine merak salmıştım. Durmadan sorardım. Aldığım cevaplardan bir kısmını yazayım:
“Kirli Hanım, Beyaz Zambak, Kırmızı Zambak, Süs Domatesi, Ful, Çıtlık, Şerif Hatun, Şükriye Hanım…” vesaire, vesaire…
Kirli Hanımı çiçek olarak halen de severim. Böyle ismi olduğu için de acırdım o yıllarda. Ben daha zarif ve sevimli isim takacağım da, bunu yaymak mesele olur diye beceremedim. Ardından, öğrendiğim bazı çiçek isimleri o kadar çarpıcıydı ki, Kirli Hanım Çarşı Hamamında iki kese bir sabun yıkanmış gelin kadar temiz kalırdı yanlarında. Örnek: “Küçük Orospu”. Bu sözcüğü başka alanda kullanırsanız çok çirkin durur, ayıplanırsınız. Fakat iş çiçeğe gelince, hiç yadırganmaz, hatta sempatik bulunurdu. Kaynana Dili ve Kaynana Zumzuğu (Zumzuk: Adanaca, yumruk), tahmin edileceği gibi dikenleri sert kaktüslerdi. Keçi Biciği, şerit şerit beyaz çiçekli bitkidir. Yakın geçmişte köylerden birinde hala aynı isimle anıldığını duymuştum. Bicik, bölgemizdeki yörük dilinde meme anlamındadır. Baldırı Kara´yı duyardım ama hangi bitki olduğunu öğrenmek nasip değilmiş. Dam Güzeli, Güzel Avrat Otu, Venüs Saçı gibi isimler sanırım artık duyulmuyor.
Bu tuhaflıklar illa da kadın dünyasına ait değildi elbette. Puşt Oğlan çok yaygındı. Arsız, çabuk büyüyen ve son derece gösterişli çiçekleri olan bodur süs bitkilerindendi. Ben de herkes gibi puşt oğlan diyordum. Ne zaman ki o sözcüğün küfür sayılan kötülerden olduğunu “sokak eğitimi” sayesinde öğrendim, artık adını söyleyemez oldum. Bir gün babam “Ne oldu senin buraya diktiğin ipek çiçekleri?” diye sorunca, bizim oğlan iftiradan kurtulup temizlendi, ben de rahatladım. Abdestbozan´ erkek tarafı mı, kız tarafı mı bilemedim; ortaklık mal olsun.
Bazı evlerde o kadar canlı, o kadar iştahlı olurdu ki çiçekler, sanırsınız tenekeden hışımla ve hızla fışkırıyorlar. Dediğim gibi çiçekler yetiştiren teyzeye sordum, gübreliyormuş. Bana da öğretti; sokaktan her dakika at, eşek ve sabah akşam da hergele (sığır sürüsü) geçerdi ve elbette bol miktarda dışkı bırakırlardı. Bunları kürekle toplayıp bir süre beklettiğinizde, mükemmel gübre olurdu; doğal ve organik…