İşgalin ilk aylarında Adana´da hem İngiliz, hem de Fransızlar bulunuyordu. Sonraları, iki devlet anlaşarak paylaşımda bulundu; Fransızlar pamuk için Adana ve çevresine, İngilizler de petrol yatağı olan aşağı bölgelere yerleşmeyi uygun gördüler. İngilizler 15 Eylül 1919´da tamamen çekilip yöremizi Fransız ve onların hem maşası hem kuklası olan Ermenilere bırakacaklardı...

SENEGALLİ ASKERLER ADANA´DA: Oradan, buradan seçerek devşirdikleri onbinlerce gözü dönmüş Ermeni ve 6000 Hindistanlı asker yetmemiş olmalı ki, Afrika´nın Senegal´inden de binlerce asker ithal ettiler… Fotoğraf, Afrikalıların Adana´ya girişini gösteriyor.
Bu yazı dizisinde insanlığın yüz karası, tarihin bile utanarak yazdığı sayısız cinayet, işkence, tecavüz ve gasp olaylarından sadece birkaç örnek vererek yetinmek istiyorum. Ancak, şu kadarını yazmak zorundayım; halen açık veya kapalı süregelen Türk-Ermeni gerginliğinin arkasında Fransız-İngiliz ve Rus işbirliği vardı. Bizi birbirimize kırdırmak işlerine geliyordu.
Şimdi, yine işgalin ilk günlerine dönerek devam edelim…
Kocaman kocaman generaller, parlak apoletli albaylar, nice subaylar, cilal-gıcırtılı çizmeleri, ütülü elbiseleri, yağız atları ve adeta kan damlarmış gibi, bol gıdadan al-al olmuş yanakları ile boy göstermişler; iyilik, insanlık, kardeşlik vaatlerinde bulunmuşlardır, bol-bol… Yalancının mumu yatsıya kadar yanarmış; riyakarın mumu ise akşam ezanından önce sönüyor olmalı ki, kısa sürede, gerçek niyetin arkadaşlık- kardeşlik olmadığı anlaşılmıştı…
ÖZEL UÇAKLI ALBAY: Adana´nın İşgal valisi olarak 1 Ocak 1919 günü görev verilen Albay Bremond, Adana´ya korumalı olarak geliş gidişlerinde nu uçakları kullanıyordu. Burada, pilotlarla birlikte hatıra fotoğrafı da çekirmişti.
Hiç vakit geçirmeden, gözü dönmüşlerden seçme bazı Ermenilere Fransız Askeri elbiseleri giydirdiler. Albay Edouard Bremond, 1 Ocak 1919 itibariyle Kilikya Ermenileri Baş Sorumlusu görevini aldı. Yedi arkadaşıyla vapurla Mersine geldi ve 30 Ocak günü Adana´da Vali Nazım Bey´i ziyaret ederek yüklendiği görevi anlattı. 1868 doğumlu, genç bir subay olmasına karşın Kuzey Afrika ve Ortadoğu´da başarılı deneyimleri ile isim yapmıştı.
15 Şubat 1919´da da, İngilizler, General Leslie Komutasında bir kuvveti sevk ettiler. Fransızlar, Ermeniler, İngilizler derken, Mart içinde İskenderun´da konuşlanmış bulunan Hindistanlı askerler de yine işgalciler arasına katıldı. Bunların Müslüman olmaları elbette bizimkiler adına olumlu bir işaret sayılıyordu ama, bu kez de Süryaniler ve Senegalliler boy gösterince, kafalar karıştı.
KENDİLERİNDEN EMİNDİLER: Ellerinin altındaki Ermenileri maşa ve kukla gibi kullanan Fransız subaylar hallerinden memnun, gelecekten emin, sözde el koydukları Adana´da böylesine gurur yansıtan fotoğraflar çektiriyorlardı. Bu fotoğraf, 1919 yılındandır.
Adanalılar, Mondros Mütarekesi´nin tam bir teslimiyet Belgesi olduğunu öğrenmişlerdi. Gene de, ilk birkaç hafta içinde Fransızların “Yazık değil mi bu verimli topraklara, bu güzel sulara, ırmaklara… Yazık değil mi sizin gibi dürüst insanlara… Bundan sonra kardeşiz… Birlikte, gül gibi yaşayacağız; artık harp yok, darp yok, ölüm-hastalık-sakatlık yok!..” şeklindeki yaklaşımları insanlarımıza “Acaba?” duygusu vermişti.
Fakat gerçek niyet kısa sürede anlaşılınca karşı direniş için bir takım faaliyetler başladı. İşgalciler en ufak başkaldırı ihtimaline karşı sert önlemlere başvurunca takke düşmüş, kel görünmüş oldu.
Adana´ya, bazı kaynaklara göre 120 bin, fakat kesin olarak en az 100 bin, haydut ruhlu devşirme ermeni getirdiler. Amaç, yöremizi Türksüzleştirmekti. Bunu da en rahat yerli Müslüman halkın gözünü korkutup göçe mecbur etmekle başarabilirlerdi.
1909´daki İğtişaş ve 1915´teki Zorunlu Göç Kararını unutmayarak intikam ateşiyle yanan Ermeni askerler daha ilk günlerden katliama giriştiler. Yer yer çatışmalar başlamıştı. Türklere güler yüzlü maskelerle ve tatlı vaadlerle gelen Fransızlar çocuk avutur gibi “Hişşt!.. Yapmayın, ayıptır, uslu durun…” gibi zayıf uyarılarla yetindi. Şımaran Ermeniler ilk ciddi kıyımı 10 Ocak 1919 günü şimdiki Şehitlik yakınlarındaki Abdo Ağa Çiftliğini basarak gerçekleşirdi. Abdo Ağa ile 14 çalışanı öldürüldü. Fırına saklanma fırsatı bulduğu için canını kurtaran tek bir işçi işçi ertesi gün Adana´ya gelerek durumu anlattı. Tutuklanan birkaç Ermeni lejyoner kısa süre sonra serbest bırakıldı.
MAĞRUR VALİ BREMOND;Akla hayale gelmeyecek yasaklar ve uygulamalarla Müslüman halkı sindirmek ve Ermeni tedhişçilere yol açmak için çok gayret sarf eden Fransız Albay Adana İşgal valisiolarak pek gururluydu. Fakat dönüşünde süklüm-püklümdü.
Fransızlar´ın adeta teşvik edici tutumlarından cesaret alan Ermeniler 10 Şubat günü Türk dükkanlarını yağma ettiler. 25 Şubat´ta da Sarraf Vanlı Ahmet Efendi´nin Saracan Mahallesindeki evine, komşusu Agop ile kamavorlar tarafından gece baskın yapıldı. Ahmet Efendi süngülenerek öldürüldü, evi talan edildi. 4 Mart 1919´da Tellâl Ahmet bağlarındaki evinde öldürüldü. İlçelerde de benzer cinayetler başlatılmıştı. Ceyhan´da, halkın büyük saygı gösterdiği vatansever Yunus Hoca ezan okurken kurşunlanarak can verdi. Hacıbayram camiinin minaresine çıkarılan köpek havladıkça Türklere, “Hadi bakalım,ezanınız okunuyor, namaza gidin” demeye kadar vardırdılar…
Bu tür olaylar karşısında işgalci komutanlar ya sessiz kalıyor, ya da tutukladıkları bir-iki kişiyi “suçları sabit görülmediğinden” serbest bırakıyorlardı. Yetmezmiş gibi, Türklerin elini-kolunu bağlayacak türlü önlemler, inanılmaz yasaklar getiriyorlardı.
Albay Bremond, asılmasını yasakladığı Türk Bayrağı için kontrol yaptırdığında Lise´de ay yıldızlı al bayrağımızın dalgalandığını görünce çok kızdı. Okul Müdürü Ramazanoğlu Niyazi Bey´i çağırıp bir daha asılmamak üzere derhal indirilmesini isteğine karşılık “Burası resmi daire değil, kutsal bir kültür yuvasıdır. Bayrak indirilirse Türklerin ulusal duygularına büyük bir darbe vurulur” cevabını aldı. Bunun üzerine Niyazi Bey ve Eğitim Müdürü Fuat Bey´e işten el çektirdi.
Bremond 28 Nisan´da halkın elindeki her türlü silahın 24 saat içindeteslimini, yapmayanların idam edileceğini bildirdi. Esasen Fransızların elinde nereye saklanmış olursa olsun gizlenmiş silahları hemen bulan makine olduğu şayiası hızla yayılmış olduğundan bazı silahlar teslim edildi; bazıları da gece Seyhan Nehri´ne yahut su kuyularına atıldı. Bildirinin ertesi günü evleri aradılar. Evinde kıyma bıçağı bulunan Yorgancı Şerif, Polisçi Mustafa ile İmam Ziya dayağa çekildi.
Bunu yeterli görmediler, eşraftan biriyle de saldıkları dehşeti büyütmek istediler. “Kim olabilir, kim olabilir?” sorusunun cevabını işbirlikçi hainlerle birlikte verdiler: Ramazanoğlu Ailesi´nden genç Tevfik Kadri en doğru isim olabilirdi. Uygulamaya giriştiler. Arama bahanesiyle evine girildi; didik didik aranırken, çamaşır sandığının dibine birkaç mermi bıraktılar. Ertesi gün “Bir daha arayacağız” bahanesiyle tekrar daldılar ve iki dakika içinde mermileri bulup “Evinde silah saklarsın haa!..” diyerek 1 Mayıs günü tutukladılar. Tevfik Kadri ertesi gün köprübaşına getirilerek çarmıha gerildi ve ucu vurularak sırtı adeta pişirildi. telli 20 kırbaçla.
Aslında bunlar çok hafif şeylerdi ve asıl fenalıklar bundan sonra yapılacaktı…
GELECEK YAZI: VİCDANSIZLAR AZDIKÇA AZDILAR, TARİHE KAP-KARA SAYFA YAZDILAR…