Kullananlardan mısınız? Biz kullandık sarı defteri. Pazar dışında her gün çantamızda ünite defteri ile sarı defter olurdu. Dersinin olduğu gün bunlara ilaveten müzik, yazı ve resim defterlerimiz eklenirdi.
Senelerdir sarı defter göremiyorum. Çocuklarım kullanmadı. Torunlarımda da yok. Bu hesapça, o güzelim sarı defterler de tarihe karıştı. Sarı dedik, defter dedik; bir de tarihe karıştı dedik. O zaman, özellikle yaşı 50´nin, hatta 60´ın altında olanlara tarif etmek boynumuzun borcu…
Diğer adı Aritmetik Defteri idi. İlkokul 2´den başladık, şahadetnameyi, yani ilkokul diplomasını alıncaya kadar kullandık. Genelde 60-80 sayfalıkları revaçtaydı. Büyüklerinden kaçınılırdı çünkü kullandıkça sayfanın alt sağ köşesi kıvrılır ve kıvrımlar üst üste gelerek hoş olmayan görüntülere neden olur, aynı zamanda kirlenirdi.
O yıllarda kitap ve defterlerin kaplanmasına özen gösterilirdi. Bir yüzü parlak, kırmızı yahut mavi kaplama kağıtlarını ve etiketleri kitapçıdan alırdık. Etiketlerimizin arkası, tıpkı pullarda olduğu gibi gibi, yapışkan maddeyle sıvanmıştı. Dilimizle ıslatıp yapıştırırdık. Maddi gücü yeterli olmayanlar, ya da cimrilik ölçüsünde “tutumlu” babaya sahip olanlar da, gazeteyle olsun kaplamak zorundaydılar.
Sarı defterlerimizin bir yüzündeki etiketine “Aritmetik”, diğer yüzüne “Geometri” yazardık. Bazı arkadaşlarımız geometri´yi hatalı bulur, geometre diye yazarlardı. Tercihlerini de şu gerçeğe dayandırırlardı: 100 santim bir metredir, bir metri değil…
Tıpkı diğer defterler gibi, sarı defterimiz de dolunca, tarihi takas sistemine yönelirdik. Okul önüne dizilmiş tablacılardan birine, sattıkları yiyecek karşılığında teslim ederdik. Leblebiciler, kaynamış çerdekçiler (çekirdekçilerin yaygın şekliydi çerdekçi), kaynamış fişnecier (vişne kurusunu kaynatıp taneleri ayrı, suyunu ayrı satanlar), “leblebi-çerdek-fıstıkiçi”ciler, “duzuynan-kemmunuynan kaynamış nohut”çular, iğdeciler ve benzer ürün satıcıları defter yapraklarından külah yaparak ambalaj sorunlarını çözmüş olurlardı. Defter sahibi de, o külahlardan birine, defterin boyutuyla orantılı olarak doldurulmuş ürüne sahip olurdu. “Al gülüm, ver gülüm” yani. İlkokul 3 veya 4´teyken mikropların ne olduğunu ve nasıl bulaştıklarını bellemiştim. Başkasının parmağını diliyle ıslatıp çevirdiği sayfalara bulaştırdığı mikroplardan ürktüm. Canım bir şey istediğinde, defterimin ortasından kopardığım sayfayı satıcıya verir, bu kağıttan yapacağı külahla ürün vermesini isterdim.
Şam tatlısı ile sakızlı-küncülü satanlar kağıdı düz olarak kullanırlardı. Ahhh… “Sakızlı-küncülü” dedik değil mi? Vallahi görmeyeli o kadar çok sene geçti ki, bu yazının alanına girmeseydi anımsamayacaktım. Küncülü, küncünün, yani yerli-kabuklu susamın, şekerle ve bilmediğim diğer maddelerle pişirilip krom tepsiye öbek şeklinde dökülmesiyle elde edilirdi. Sakızlı da, bembeyaz, eminim yüzde 90´ı şeker, gerisi belki nişasta ve çöven olmak üzere özel harmanla pişirilirdi. Soğuduğunda sertleşir, satıcı, çok hoşlandığım minik baltasıyla kırarak kağıdın ortasına koyardı. Ağızda bir süre emildikten sonra yumuşar, sakız gibi sünerdi. Küncülü, cezerye kıvamındaydı ve büyük bıçakla yaprak yaprak kesilirdi.. Bu ürünü satan tek bir adam tanıdım; Hadırlı Köyündendi ve inanıyorum ki çocukluğumda bu işi yapan tek kişiydi. Her gün parlatılan pirinç kefeli terazisini sevimli bulurdum. Tablası da camekan içindeydi ve camlar eminim ki her gün silinirdi.
Yazı defterimiz, güzel yazı için müfredata konulmuş yazı dersinde kullanılmak için özel çizgilere sahipti. Ana gövde olarak çekilmiş satır çizgilerinin altında ve üstünde, küçük harf ve el yazısındaki p, y, gibi harflerin alt uzantılarını, k, l, f gibi harflerin üst uzantılarını sınırlayan ek çizgiler olurdu. Müzik defterleri, aralıklı olarak alt alta dizilmiş portelerle hazırlanırdı. İlkokulda notaları öğretirlerdi. Fakat her sınıfta belki bir, belki iki öğrenci, tek notanın konumunu bilebilirdi. Müzik notumuz defterimizin temizliğine ve şarkı becerimize göre verilirdi. Müzikten zayıf alan hiç kimseye rastlamadım. Yatay hazırlanmış resim defterleri temiz kağıttan yapılırdı. Günlük defterlerimiz ise samanlı yahut ikinci hamur kağıtandı.
Çantamızda, ayrıca; silgimiz, 6´lı boyalı kalem ile sekizli-onikili suluboya kutularımız, tenekeden bükülüp şekillendirilmiş, bir ucu çivili pergelimiz, minkalemiz (iletki), tahtadan kesilme küçük gönyemiz ve tahta cetvelimiz olurdu. Haşin öğretmenler, kızdıkları talebeden (öğrenciden) tahta cetvelini ister, avuçlarını kızartıncaya kadar vurarak cezalandırırdı. Daha haşinleri, ki bunlara vicdansız da denilebilirdi, cetvelin kenarıyla vurma yetisine (!) sahipti.