Geçen yazımızda, çocukluğumuzdaki uçurtma endüstrisi(!) üzerine ahkam kesmiş ve kasnaklının nelerle, nasıl yapıldığını anlatmaya çalışarak ve Yüce Rab´bin izni ile gövdeyi tamamlayıp lafa düğüm atmıştık. Şimdi bu düğümü çözerek gerisini getirelim.
İki kulak, yani yatay orta eksenin iki ucuna bağlanacak iki saçak için ya tek renk ya da yapıştırılarak iki renk haline getirilmiş tabak rulo yapılarak bir tarafında iki santim kadarı kesilmeyecek şekilde üç-beş milimlik şeritler halinde doğrandıktan sonra, kesilmemiş tarafından toparlanıp bağlanır ve gövdeye takılırdı.
Kuyruk, benzer şekilde fakat bu kez şeritler tamamen kesilerek doğranırdı. Bir de, farklı renkte iki tabak kullanılırdı ve iki şerit bir taraftan kıvrılıp tutturulur, en nihayet ipliğe atılan düğümlerle peşpeşe bağlanarak uzunca bir saçak elde edilirdi. Saçak, gövdenin en alt iki köşesine bağlanarak “U” şeklinde kuyruk yapıldıktan sonra, bunun tam altında, milimetrik orta noktaya gelecek şekilde bir de uzunca kuyruk takılır ki, buna her nedense gerdan ismi verilirdi. Uçurtmayı taşıyacak en önemli iplik kasnağın tam merkezinden, yuvarlak bez parçasının ortasından çıkarılır ve üst iki köşeye bağlı iple birleştirilerek üçgen tabanlı piramit elde edilirdi ki, buna terazi denilirdi. Son işlem, terazinin dengeli, gerdan düğümünün yerinde olup olmadığını kontrol etmekti.
TAKLA VE TAKKALVE DE “TIRAŞBİR”: Terazi ve gerdanı yerinde olmayan, kasnağı düzgün gerilmemiş kuşlar daha havalanırken sağa sola takla atar, mümkün değil uçmazdı. Takla deyince aklımıza geldi; uçurtma endüstrisinde “Takkal” vardı. Zaman zaman “takkal atıldığı” olurdu. Takkal, sahibinin gücüne oranlı ağırlığı ulan uzunca taş ve bu taşa bağlanmış bir kelep iplikten ibaretti. Diyelim ki bir yerlerden dikilmiş (uçurtmanın havalanmasına “dikilmek”, uçurulmasına da “dikmek” denilirdi) kuşun ipi damınızın üstünden geçiyor ve pek te yüksek değil. Vicdanınız veya o anki ruh haliniz itiraz etmiyorsa, ip bağlı taşı havaya fırlatıp kuşun ipinden aşırınca iş biter; İpin bir ucu sizde, diğer ucu yere düşen taşta ya, ikisini birleştirip aşağı doğru çekince artık kontrol sizindir. Koparıp alırsınız dikilmiş kuşu. Kuş kanuna göre, takkalla alınan kuş üzerinde eski sahibi hak iddia edemez. Yeter ki dayak atan cinsten olmasın.
Traşbir vardı bir de. Bu meslek, bize göre değildi, Zira, uçurtmanın kuyruğuna çok usturuplu biçimde jilet bağlamak ve havadaki kuşları jilet yardımı ile kendi kuşuna sardırıp indirmek kolay iş değildi. Zaten traşbir için de “kırnaplı” gerekliydi. Çünkü kırnap kolay kolay kopmaz da kesilmez de. Kuşunu traşbire kaptıranların da her hangi bir talep hakkı yoktu.
“KIRNAPLI” DEYİNCE: Bazı sözcükler vardır ki, yazarken ve diyelim ki öğretmenle konuşurken başkadır, mahallede başkadır. Kırnaplı da bunlardan biri. Aslı, kınnap´tan gelme. Kınnap, jüt, yahut kendirden yapılma sicim. Kolay kolay kırılmaz. Büyük boy kuş yapan ağabeyler kırnaplıları ile hayranlık toplardı. Mahallemizin kırnaplı üstadı Teyfik Abi idi. Asıl adı Tevfik ama, mahallecesi “Teyfik” olunca, biz de öyle çağırırdık. Teyfik Abi, yıllardır musikimize keman üstadı olarak hizmet etmekte. Çıkardınız; ünlü Tevfik Uğurlar… Adana´ın en güzel kırnaplılarını hep o dikerdi.
ARMUTLU, DOLAPLI: İki çıtanın birbirine dik ve kasnak haline getirildiğinde armut şekli verdirilerek yapılan uçurtmalara armutlu derdik. En zoru ve pek nadir görüleni ise dolaplı dediğimiz girift uçurtma idi. Dikeyde dört, yatayda 8 çıta ile yapılır, üst yarısı yanlardan altı-üstü açık kutu şeklinde tabaklanır, alt tarafına da,bomba ve roket kuyruğundaki gibi (x) şeklinde yaklaşık 10 santimlik şeritlerden kanatçık eklenirdi.
Hey gidi günler hey!.. Şimdilerde ne tartı kaldı ne mizan, ne oyun kaldı ne zaman!..