Dün, (24 Temmuz Pazar) Stuttgart´dan gelen yolcular, uçağın tam saatinde inmiş olmasından dolayı mutluydular. Aylarca, yıllarca memleket hasreti çektikten sonra öz toprağına, yakınlarına biran evvel kavuşmak, karşılayıcılarıyla kucaklaşmak için sabırsızlanıyorlardı. Şimdi her saniye, geçmiş onca ay ve yıllardan daha uzun geliyordu… Uçaktan inerken yüzlerini yalayan Adana sıcağıyla serinlemiş gibi, yeniden can bulmuş gibi hissediyorlardı…
Terminale adeta koşarak geldiler… Birkaç dakika sonra pasaporttan geçip karşılayıcıları ile koklaşacaklardı… Güneşin altında aynı duygularla bekleşen karşılayıcılar da, uçağın 11:40´ta, tam zamanında inmiş olmasının sevinci içinde kapıdan çıkacak yakınlarını beklerken terden sırıl sıklam olduklarını fark etmediler bile… Gözler kapıda, yürekler güm-güm vuruyordu acımasız güneşin altında…” Bari bir gölgelik olsaydı ya… Amaaan canım, az sonra çıkarlar” diyenlerde de saniyeler çok çok uzamaya başlamıştı…
Yolcular, koşarak geldikleri terminalde Pasaport Kontrol kapılarına yığıldılar. Uçak dolu gelmişti ve kalabalık hayli fazlaydı… Bulundukları yer yetersizdi. Yine de birkaç dakika sonra yakınlarla kucaklaşmanın peşin sevinciyle sıkıntıya göğüs gerebiliyorlardı. Pasaport görevlileri yerinde yoktu ama her halde yolcunun gelip biriktiğini öğrenip gelirlerdi birkaç saniye içinde… Öyle düşündüler…
Yanlış düşünmüşlerdi… Saniyeler saniyeleri, dakikalar dakikaları kovaladı ama pasaport kabinleri boştu. Huzursuzluk önce sessiz hareketlerle, ardında homurtular ve nihayet “Şekerim var, iğne vurulmam lazım” yahut “Kalbim sıkıştı, Allah rızası için yok mu bir bakan!..” şeklinde dışa vuruluyordu ama, yine de kabinlere gelen yoktu. Nasılsa öğrendiler; yemek zamanıydı ve memurlar yemeğe gitmişti… Kabinler bu nedenle boştu.
Yolcular Almanya´dan geliyorlardı ve pek çoğu yıllarını orada geçirdiğiiçin görev disiplininin ne olduğunu pek iyi biliyordu. İçlerinden biri, “Almanya´da görevli böyle yapsa…” diye geçirdi içinden, gerisini düşünemedi. Çünkü oralarda hiçbir görevli böyle yapmazdı. Kabinlerde, en azından yarıdan fazlasında görevliler olurdu mutlaka…
Daha bunun gümrüğü vardı…Orada kim bilir ne kadar zaman geçecekti. Ya gümrükçüler de yemekteyse!.. Yaşlı, kilolu hanım yere yığılmamak için direnirken gençler fark edip kollarına girdiler. Aradan hayli zaman geçtikten sonra iki memur gelip göreve başladı… Kontroller çabuk yapılıyordu. Pasaporttan kurtulanlar kendilerini geniş hole atınca, gümrük kontrolünde de gecikme endişesine rağmen rahatlamış gibiydiler. Tabii, “Kardeşim bu uçağın bu saatte geleceğini bilmiyor muydu memurlar?” şeklinde sitemkar sorular uçuşuyordu havada.
Burada bir tatlı sürprizle karşılaştılar. Gümrük memurları son derece kibar ve vatandaşına güvenen insanlardı. Zorluk çıkarmıyorlar, insanları tipleriyle tartıp dışarı çıkarıyorlardı. Yolcuların pek çoğu böyle bir anlayışla karşılaşmaktan dolayı şaşkınlık içindeydi adeta…
Karşılayıcılardan biri saatine baktı; uçak 11:40´ta inmişti ve işte yolcular çıkmaya başlarken saat 12.40´tı. Gümrükteki iki-üç dakikalık süreyi saymazsak pasaport kontrolü neredeyse bir saatte yapılabilmişti. Tam o sırada adını bağırdı bir hanım… Baktı, beklediği yakınlar çıkıyordu… Sevindi. Önce valizi almak istedi, sonra vazgeçip sarılmaya kalkınca valiz devrildi…
24 temmuz 2016 günü öğlen sıcağı çekilir gibi değildi ama, çekmişlerdi işte…