Yer, Türkiye Büyük Millet Meclisi´nde önemli bir makam odası.
Zaman: önceki hafta içinde bir gün.
Ne kadar da çok ziyaretçi gelirmiş buraya… İş isteyenleri anladım da, terfi için torpil ya da maaş zammı için uğrayanların çokluğunu kafama sığdıramadım. Demek ki TBMM´nin ağırlıklı işlevi, torpil arama alışkanlığı içindeki çoğunluğun haklı-haksız isteklerini not almakmış…
O sıralarda siyaset sahnesindeki tüm konuşmaların omurgası şu: “Büyük Patron” dedikleri bir zat erken seçim istiyormuş, hatta bastırıyormuş ama, milletvekilleri bu baskıya direnmeye kararlıymış. Aradan 15 gün geçmedi, erken seçim hem de çok erken bir tarihte yapılmak üzere kararlaştırıldı.
Şimdi yine iki hafta öncesindeki o konuşmalara dönelim. İsmi bende saklı bir milletvekilimiz, ismi kendinde saklı bir milletvekiline (İsmini unuttum, o nedenle kendinde saklı kaldı), “Olur mu canım; her vekil seçilebilmek için en azından 300 bin, 400 bin lira harcadı. Borçlanan var, gayrimenkul satanlar var. Olur mu böyle haksızlık?” şeklinde dert yandı.
İçimden kopan güçlü sesi hapsetmeye çalışırken elimde değil, “300 bin, 400 bin harcadılar mı?” sorusu fırlayıverdi ağzımdan. Cevap, ismi kendinde saklı milletvekilinden geldi: “Tabii ya, en azı bunu harcamıştır. Kolay mı seçilmek?”
İnanmak gelmiyor içimden; telaffuz edilen rakamlar ekstralı iki daire parası neredeyse… Bir başka ifade ile, biz fani TC vatandaşları için bir servet…
Bu kez soruyu kendime sordum, “Söyle bakim kendim…” dedim, “Zenginler mi milletvekili oluyor, yoksa milletvekilleri mi zengin oluyor?” Kendim henüz bu sorunun cevabını kendime verebilmiş değilim. Fakat dört işlemle sınırlı kalmak koşulu ile bir takım hesaplar da yapmadım değil…
300 veya 400 ya da diyelim 200 bin harcamış… Görünüş itibariyle bu hovardalığı baba hayrına yapmışsa bile, açık büyük. Bir şekilde kapatılması gerekir. Partilerin seçim masrafını karşılama fonu olmadığına göre, “Benim memurum işini bilir” sözü “Benim mebusum işini bilir” kalıbında şekillendirilip kullanıma mı alınıyor acaba diye düşünmeden edemiyor insan.
İşbu yazı çerçevesinde yer almayanları tenzih ederek yazıyorum; bu kadar paranın alınacak maaşla kapatılmasının hesaplandığına inancım zayıf. O zaman, mebusluk hevesinin ardında biz sade vatandaşların bilmediği, anlamadığı pek özgün planlar, projeler olmalı… Düşündüğümü bir özdeyişe benzetmeye kalksam, “Gemisini yürüten kaptan, yeter ki düşmesin attan” diyesim var. Biraz daha Türkçe ifade edeyim; Türkiye Büyük Millet Meclisi´nde edindiğim bu bilgiden sonra siyasete bir şeylerin bulaşmış olduğu kuşkusuna kapıldım. Ne bulaşmış, ne zaman bulaşmış, kim ya da kimler bulaştırmış gibi soruların cevabını bilenlere bırakıyorum. Benim tanıdığım eski mebuslar, han, hamam, arsa, tarla satarak dönemi tamamlarlardı. Şimdilerde galiba tam tersi işlemle, yani satarak değil, alarak tamamlanabiliyor.
Öyle veya böyle, masraf edip 7 Haziran´da milletvekili rozeti takanların dönemi sadece 5 ay sürecek. Yani ki, tekrar seçilemezlerse, ağır darbe yemiş olacaklar.
Açıkçası, konu ne kadar bulaşıksa, filmin sonu da o kadar bulanık; kendimizi kendimiz idare ediyormuşuz ya… Allah encamımızı hayr-eyleye.