
Çocukluğumuzun Adana´sında at ve eşek cinsi dostlarımıza büyük gereksinim olduğunu defalarca ve farklı örneklerle yazmıştım.
Şimdi de, istisnasız her fırında, hamur teknesi gibi, kürek gibi, olmazsa olmazlardan biri, fırın beygirlerini anlatacağım.
Odun yakardık ama, yine de havamız şimdikinden çok daha temizdi. Motorlu araç sayısı pek azdı çünkü. Çuval, teneke, birkaç kese gibi ağırımtırak yükler eşek yahut bisikletle taşınırdı. Gerektiğinde, bu yüklerle birlikte insan da taşınabilirdi, rahatlıkla.
Eşek ve Bisiklet kapasitesinin hemen üstündekiler için, özellikle hacimli yüklerin taşınabilmesinde, insan gücüyle itilen araba, bu da yetmezse, eşek arabası ideal araç sayılırdı. Yükün ağırlık ve hacmi artınca, çeşitli at arabaları çare olurdu.
Uzun mesafeler ve dağlık-taşlık yollar için katır yahut biraz daha çetrefilli yol ve hatırlı yük için deve ile çözüm bulunurdu.
SADIK DOST: AT
Bir çok Adanalı bağına dağına atla gider-gelirdi. Eşeğinkinden daha büyük heybenin sağ ve sol gözüne yükünü doldurur, kendisi de Şah İsmail tahtındaymış gibi havalı havalı otururdu.
Çocukluğumuzda pek sık gördüğümüz at koşulmuş araçlardan biri döven idi. Oldukça kalın, düzgünce yontulmuş ardıç veya katran latasından yapılırdı döven. Bir buçuk, iki metreye varan boyu, 60 – 70 santim eni olan latanın ön tarafı hafif yukarıya doğru kalkık olurdu. Asıl işlevsel bölümü alt tarafı idi. Çünkü bu kalın latanın altına, yüzlerce çakmak taşı parçası kakılmıştı. (Fotoğraf: döven ustaları) Bir ata bağlanan dövene, operatör niyetine çıkıp ayakta duran sürücü, harman yerine 20 metre kadar çapta yuvarlak düzlem görünüşüyle serili başakların üstünde gezinirdi. Amaç, çakmak taşları yardımıyla hem buğday tanelerini ayırmak ve hem de saplarını doğrayıp saman haline getirmek…
Yeterince gezildikten yani başaklar dövüldükten sonra, rüzgarlı bir günde bu karışım kalbur yahut tepsi ile yavaşça döküldüğünde, buğdaylar yakına, saman ise ileriye savrulur ve böylece iki ayrı ürün yığını oluşturulurdu.
Su çıkarmak için çalıştırılan beygir dolaplarından bahsetmiştik zaten; hemen fırın beygirlerine gelelim şimdi.
Ekmeklerin çoğunluğu bakkallarda satılırdı. Bunun için de, belli sayıda ekmek, etrafı galvanize levha ile kaplı, at arabası şasisine oturtulmuş kocaman dolap içindeki tereklere dizilir ve satıcılara yetiştirilirdi. Bunlar, olsa olsa 50 yıl öncesine kadar fırınların tek dağıtım aracı idi. Kurtuluş Caddesi, o yıllarda Adana´yı ikiye bölen ve Batı´yı, Doğu´ya bağlayan biricik ve aynı zamanda uluslar arası ana caddemizdi. Hatırladığımız kadarı ile, cadde üstünde 3 fırın vardı. Üçünün de atı-arabası fırının hemen yanı başında idi… Daha sonra inşa edilen Toros Çifte Fırını halen mis gibi ekmek çıkarmayı sürdürüyor ama, artık atı da yok, at arabası da…
Yer kalmadı ama, araya sıkıştırıverelim; Adana´mızda bir çok gazoz üreticisi vardı ve gazozhanelerin önünde de yine at ve araba mutlaka yer alırdı. Çünkü, gazozlar da at arabası ile taşınırdı. Hatta, bazı özel buzhaneler, buz kalıplarını yine tecritli kocaman sandık şeklinde yapılmış at arabaları ile taşırdı…