Adana´nın mayası toprak ve sudur. Toprağı kutsaldır. Suyu da öyle, huyu da… Adanalı cömerttir, hoşgörülüdür. Kusurlara karşı sabırlıdır. Fakat sabrının sınırı vardır. Tepe attıracak noktaya getirilirse, “Yeter galan lan!.. Seni bana sayıyla mı verdiler, feleksiz!” demesini de, edepsizleri dövmesini de bilir. “Kandırıkçı” zümreyi dinler; sabır taşma cızzığına kadar kanmış gibi yapar, yüzüne vurmaz.Hırsızlara, arsızlara, vurgunculara karşı da abartılı sabır süresi tanır. Öyle ki, bunu siyasette bile yapmıştır.
İnce esprilerle kalın atıflarda bulunur. Mülki amirin bıyıklarının ne zaman büküldüğünü dile getirebilir. Vali´nin “Devlet” gücünü taşıdığı dönemde, 1929-1930´da, Adana´yı öz arpalığı gibi gören ve karşısına çıktığı için Belediye Başkanı Turhan Cemal Beriker ile Meclis üyelerini Devlet Şurası´na şikayet eden Vali Müştak Lütfi Bey´e (Gürsan) esaslı ders vermiş, görevden aldırmıştır.
Fransızlar Adana ve çevresini işgal ettiklerinde Padişahlık zamanıydı ve devlet her şeyiyle teslim olmuş, hatta ordusunu terhis etmişti. İstilacılar daha gelir gelmez, perişan olmuş Adanalıya “Vah, vah!.. Yazık size. Neyse ki biz geldik, mutlu olacaksınız, zengin olacaksınız, şen şakrak olacaksınız” şeklinde propagandalarla damardan girmeye çalıştılar. Sabır süresi doluncaya kadar tevekküllü Adana halkı çok geçmeden maskenin ardındaki şeytanlığı fark edip karşı hareket için çareler aramaya başladı. Fransız kıpırdanmaları fark etti ve müslümanların evindeki sebze bıçağına kadar el koydu. Bir de, mucize makinelerle tehdit ettiler. Evinde hangi cins olursa olsun bu makinelerle bulup çıkarırlarsa, “Vay gele o ev sahibinin başına!” dediler, yandaşlarına dedirttiler. İşkencelere baş vurdular…
Sabır taşma çizgisine ulaşılmış, kanaat önderleri teşkilatlanmıştı. 16 Mart 1920 günü Mustafa Kemal´den gelen temel yol haritasıyla Fransızı da, paralı Ermeni lejyonerlerini de dellendirecek zaferler kazandı rahmetli büyüklerimiz…
25 Eylül 1920 günü, Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde, ufak-efek bir dev adam, Erkan-ı Harp Reisi (Genel Kurmay Başkanı) İsmet Paşa açıklama yapıyordu. Meclis açılalı 5 ay yeni dolmuştu. İnönü, Anadolu´nun çeşitli cephelerinden gelen olumsuzlukarı anlattıktan sonra Yöremiz Mücadelesini bir müjde ifadesiyle şöyle niteliyordu:
“Adana ve Havalisine gelince; bu mıntakadaki ahalinin gösterdiği mukavemeti, ondan fazla olarak, düşman kıtaatına hücum için layenkatı´ faaliyeti, eğer biz layiki ile ifade edemiyorsak, fevkelade heyecan içinde, fevkelade alaka içinde söylenecek söz bulamadığımızdandır. Fakat ahfadımız ve tarihimiz bütün mefahiri içinde Adana Cephesi´nde cereyan eden vukuatı en ziyade iftihar ile telakki edecek, muazzamat meyanında görecektir.”
Paşa, özetle, düşmana direnç göstermekle yetinilmeyip daha da önemlisi hücum için aralıksız faaliyeti o kadar önemsiyor ki, “Bu başarıyı gerektiği kadar anlatamıyorsak, olağanüstü heyecanımızdan ve olaylara gösterdiğimiz ilgiden (zafer umudu ile) dolayıdır. Ama, sonraki kuşaklarımız ve tarihimiz tüm gururu ile Adana Cephesindeki olayları en üst düzeyde iftihar kabul ederek ihtişam kavramında değerlendirecektir” diyordu.
Kurtuluştan sonra, Ulu Önder´in “Bende bu vekayiin ilk his-si teşebbüsü bu memlekette, bu güzel Adana´da vücut bulmuştur” sözü var ki, daha bundan ziyade iftihar belgesi mi gerekir bize…
Her Adanalı, ülke sorunlarına karşı genlerinden dolayı duyarlıdır. Sabrının sonuna geldiğinde, hırsıza, arsıza, uğursuza nasıl bedel ödetileceğini çok iyi bilir. Kısacası, Kurtuluşun yolu, Adana´dan geçer…
Beşiktaş´taki bombacıları tetikleyenlere ve fırsat verenlere lanet olsun.