Esirimiz Verdün Kahramanı Mesnil´e
yine esir eşi, Hacıkırı´da teslim edildi
Geçtiğimiz hafta, her şeyi bir-bir yaşamış Gülekli Kemal´in anlattıklarıyla vermiştik Karboğazı Zaferi´nin olup bitenlerini. Gene de, 44 mücahidin “çakar-almaz” silahlarla, aç-biilaç denilebilecek koşullar altında, donanımlı, karnı tok-sırtı pek bir tabur Fransız askerini esir alması karşısında o kadar şükran ve minnet doluyuz ki, “Anlattıklarımız, naklettiklerimiz yetmez; daha, biraz daha!..” şeklinde bağırıyor içimizden içimden bir ses…

KARBOĞAZI: Pozantı yakınlarındaki Karboğazı belki de kışın konuk ettiği yüksek kar örtülerinden almıştır bu ismi. Fakat 26 Mayıs 1920 Zaferinden bu yana, Kurtuluş Savaşımızın doğal anıtları arasında yer almaktadır.
BOZANTI´NIN İŞGALİ
HAKKINDA BİLGİLER
Hani, askerlik mesleğine olan ciddi saygısından bahsettiğimiz Mesnil (Menil) var ya Menil, daha önceki Fransız Baskınlarında da görev almış, deneyimli bir kumandandı. Birinci Dünya Savaşı´nda Suvasson ve Niyon´da büyük başarılara imza atmış, “Verdün Kahramanı” unvanını almıştı. Pozantı, Fransızların Adana´ya gelişinden sadece bir hafta sonra, 27 Aralık 1918 günü işgal edildi. İşgal kuvvetlerini, Binbaşı Menil komutasındaki tabur temsil edecekti.
Binbaşı deneyim ve sınırsız sayılabilecek imkanlardan yararlanarak, çevredeki stratejik noktalara çok acele birer karakol kurdurtmuş, lojistik ve tıbbi merkez olarak ta, Belemedik´i seçmişti. Ayrıca, Fransız İşgal Kuvvetlerinin genel uygulamasına paralel olarak, Doğu´dan görevli olarak getirilen Ermeni Lejyonerlerden (paralı asker) yararlanabiliyordu…
MENİL´LER BELEMEDİK´TE: Binbaşı Menil ve eşinin biri Pozantı´da, diğeri Belemedik´te iki evi vardı. Fotoğraf, Menil Ailesini Belemedik´teki evlerinin önünde çekilmiş.
Bizimkiler ise, sıktıkları fişeğin boş kovanlarını bile cephe hattından toplamak zorunda idiler. Çünkü, bu kovanlar tekrar tekrar doldurulup kullanılıyordu. Zaten tek tip´ten vazgeçtik, iki, tip, üç tip değil; çeşit çeşit silah vardı elimizde. Bir kısmı da ağızdan dolma idi. Bunlara önce barut dökmek gerekliydi. Barutun da ancak karası bulunabiliyordu. Sonra, uygun boyutta kesilmiş bir çaput parçası ilave edilip “harbi” denilen demirle sıkıştırılıp üstüne kurşun-saçma ve onun da üstüne bir çaput parçası atılıp tekrar sıkıştırılıyordu.
Bu koşullar altında değerlendirildiğinde, 44 kahramanın başarısını tarihin ayrıcalıklı askeri mucizeler bölümüne altın çerçeve içinde aktarmak lazım değil mi?

ALTIBUÇUK YIL SONRA YENİ ADANA: 5 Ocak 1927 günlü yeni Adana´nın manşetindeki ifadesi 5 Ocak kavramına derinlik kazandıracak kadar vurucu. Şöyle yazıyor: Bugün, Tororslarda yalınayak, aç ve çıplak dolaşarak düşmanla mücadele eden Adanalıların kurtuluş günüdür”.
KARBOĞAZI NASIL
‘ANIT ALAN´ OLDU
Geçen yazıda koca tabur askerlerinin panik içinde kendini Teke Yaylası´na atmaya çalıştığını öğrenmiştik. Oradan devam edelim…
Düşman askeri kaçarken hayvanlarını, toplarını, makineli tüfeklerini tamamen bırakarak canlarının derdine düşmüştü. Toplar, tüfekler ve mermiler hayvanların üzerinde yüklü bulunduğundan bunları olduğu gibi köye gönderildi. Düşmanı takip eden kahramanlarımız Teke Yaylası´nda önlerini çevirdi. Fransızlar artk ne ileriye, ne geriye gidemiyorlardı. Tabii ki, karşılarına çıkan müfrezenin sadece 44 kişi olduğunu bilmiyorlar, yüzlerce silahlının varlığına inanıyorlardı. Ortalık kararmaya başlarken taburdan yüksek sesle ve Türkçe olarak “Kumandanımız teslim olacak, kumandanınızla görüşmek istiyor” sözleri tekrarlanmaya başladı. Bizimkiler ateşi kesti ve Menil´le konuşmak istedi. Aynı Türkçe ses, “Kumandanınız nerede?” diye sorunca, köyde olduğu söylendi. Trecüman Ermeniydi. Bu kez de “Menil hayatının emniyet altında bulundurulması hakkında Türklük namına söz verilmesini istedi” diye bağırdı.Söz verildi. Ancak Franssız Binbaşı bu kez de rütbesi itibariyle ancak bir subaya teslim olacağını bildirdi. Bunun üzerine Dubaracı Mehmet´in muhafazası altında, Panzin Çukuru´nda bulununan Karaisalı Jandarma Bölük Kumandanı Mülazım (Teğmen) Hasan Karaafet (Karaafat) Bey´e gtürüldü.
MENİL´DEN ASKERİNE
“TESLİMİYET!” NUTKU
Sabaha karşı Hasan Karaafat´la görüşen Menil Teke Yaylasına geri döndü. Sağ-salim gidip gelmesinden ve kendisine, rütbesi paralelinde saygı gösterilmesinden dolayı etkilenmişti. Önce teşekkürlerini dile getirdi ve arkasından “Kumandanınızla görüştüm, teslim olacağız” dedi.
Binbaşı, az sonra Yılan Ovası´na indirilen askerlerine, ganimet arasından seçilip kendisine verilen özel atı üzerinde askerlerine şöyle dedi:
“Fransız Hükümeti, Pozantı´da mahsur bulunduğumuz sırada iki kez Kavaklıhan Şosesini, bir kez de demiryolunu takiben göndermek istediği imdat kuvvetlerinin yaptığı hücumlar başarılı olmadı. Uçakla gelen talimatta, kurtuluşumuzu kendi irademize bıraktılar. Gönderdikleri krokide işaretli yolu takiben Namrun Gözne yönünü takiben Mersin dolaylarına vardığımızda deniz toplarının korumasında bizi Mersin´e alabileceklerini söylediler. Pusuya düşürüldüğümüz noktaya kadar, görevimizi tamamen ve harfiyen yaptık. Ne var ki, talih bize yardım etmedi. Görevinizi çok iyi yaptığınız için hepinizin elini tek tek sıkmak isterim. Fakat şu anda ne sizin ne de benim vaktimiz müsait değil. Yine de, Şerefli Türk Ordusuna teslim olduğumuzdan dolayı teselli buluyorum. Hayatımız emniyet altına alınmıştır.”
ESİRLERİ ÖNCELİKLE BİR
GÜZEL DOYURMUŞLAR!
. Bu konuşma üzerine, mağlup taburun askerleri savaş sırasına girip çattıkları silahtan uzaklaşarak tamamen teslim olduklarını ifade ettiler. Bizimkiler, o saniyeden itibaren ellerindeki yüzlerce esiri bir bakıma konuk olarak görmeye başladılar. Bir saat mesafedeki Gerlez Mevkiine götürüp su başında dinlendirdiler. Bu sırada, Gülekliler de nihayet düşmandan tamamen kurtulmuş olmanın sevinci ile kazanlar dolusu bulgur pilavı pişirip çingil-çingil ayran hazırlamıştı. Esirlerin perişan halini görünce, kendileri için hazırlanmış mis gibi pilav ve soğuk ayranı esirlere ikram ettiler.
Fransızlar, öncelikle Bucak´a getirildi. Burada hem mücahitlerimiz, hem de esirler dinlendikten sonra Hacıkırı Tren İstasyonu´na gönderildi. Menil de, taburunun başında idi ve rütbesine paralel saygı hiç kesilmedi. Ancak, Binbaşıdaki tedirginlik sürüyordu. Bir ara, kendisine doğru yaklaşan bir grubu hissetti; bilinçsizce gözlerini o yöne çevirince sanki heykel oldui taş kesildi… Yüzü aydınlanmış, gözleri parlamıştı. Belemedik çarpışmasında Türklerin eline geçen eşi, bu grubun önünde, sağlıklı, mutlu bir görünüşle yaklaşıyordu. Bayan Menil, saniyeler içinde, esir düştüğü andan itibaren Yedeksubay İbrahim Bey´in himayesi altında nasıl konuk edildiğinden girip hastanede sürdürdüğü göreve ve kendisine sevgi ile yaklaşan Türklere kadar neler anlattı neler… Binbaşı Menil, üstündeki tedirginlikten kurtulmuş, durgunluğu atmıştı. Artık güler yüzlü, neşeli bir kumandan gibi algılanıyordu…

ESİRLER BUCAK´TA: Bulgur Pilavı ve ayran ziyafetinden sonra Bucak´a getirilen esirler burada, fotoğrafta görüldüğü şekilde dinlendirildiler. Tabii bizim kahramanlar da soluklandı. Ardından, hep beraber Hacıkırı İstasyonuna geçildi.
SİNAN PAŞA´YA GÖRE
“KARBOĞAZI ZAFERİ”
Sinan Paşa bu konuya hatıratında hayli yer vermişse de, bizim tercihimiz, Ulu Önder´e çektiği telgraf. Şöyle diyor:
“Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri´ne:
- Cesur ve fedakar Milli Kuvvetlerimiz Pozantı´dan çıkış yapan düşmanı, Karboğazı ilerisinde, Süneder Boğazı´nda sıkıştırarak bir süre muharebeden (savaştan) sonra teslime mecbur etmiştir.
- 100 kişisi hafif ve ağır yaralı olmak üzere 650 er ve bir binbaşı ile 23 subay esir alınmıştır.
- Yılan Ovası ve Teke Sırtları cesetlerle doludur. Düşmanın iki yüzden fazla ölüsü vardır. İki top, sekiz makineli tüfek, bin kadar çeşitli silahlar, onüç kadana ve 90 katır ele geçirilmiştir. Pozantı meselesi muvaffakıyetle neticelendirilmiş olduğundan bütün kuvvetimle Tarsus´a taarruz ederek, morali tamamiyle kırılmış olan düşmandan bu şehri temizleyeceğim.
- Sinan.”
DEVAM EDECEK…