“Mühür” denilince geçip gidemezsiniz, orada duracaksınız… İzninizle, düşünebileceğinizden çoook daha derin anlamlar taşıyan mühür denizinde kulaç atmaya başlayalım…
Dünyanın en eski kral mühürlerinden biri Adana Müzesindedir ve Kizzuvatna Kralı İşputahşu´ya aittir. Aşağı yukarı 3500 yıllık mührün. fotoğrafını takdim ediyorum. Antik yazıyı bencileyin okuyamayanlara kolaylık olsun diyerek okuyabilmişlerin çözümünü verelim: “Priyavatri´nin oğlu Kral İşputahşu”. Ortadaki dört hiyeroglif işaretin büyük tanrıları simgelediğini düşünenler var. Uzunca bir dönem Hitit Federasyonunun yönetiminde önemli rol oynayan Adanalı Kraliçe Puduhepa da, Kizzuvatnalı Başrahip Bentibşarrı´nın kızıydı ve ülkesinin 1000 kadar tanrısını Hitit halkına da kabul etirebilmişti. Yani, tanrı bolluğu içinde yaşıyorlardı.

Bizler, “mühür” denildiğinde adliye karşısındaki tezgahları anımsarız. Minicik masacık üstündeki daktilosu ile dilekçe yazdıracaklara hizmet veren tezgah sahiplerinden birkaçı aynı zamanda mühür kazıyıcısıydı. O yıllarda, yaşı 50´yi aşmış erkeklerin neredeyse dörtte biri, kadınların da yarısından çoğu, Cumhuriyet öncesinde reşit yaşa geldiklerinden okuma-yazma bilmezdi. Resmi işleri takip ederken, imza atamadıkları için mühür kullanırlardı.
Pirinçten yapılmış ham yüzey, üçgen ağızlı çelik bıçağın ucuyla oyularak yapılırdı mühürler. Bir fotoğraf bin satır yerine geçebildiği için, iki fotoğrafı ekliyorum; biri, nasıl oyulduğunu, diğeri ise tersine yazı ile oyulmuş halini gösteriyor. İtinayla saklanan mühür, gerektiğinde, ıstampa ile mürekkeplenerek basıldığında, kazılı isim doğru olarak ve dişi yazı şeklinde çıkardı. Aynı isim bin kere kazınsa bile her biri diğerlerinden mutlaka farklı olacağı için sahtelerine karşı pek güvenliydi.
Bir süre Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Genel Müdürlüğünü yaptığım ilk Türk-Sovyetler Birliği Şirketinin (sonradan Türk-Özbek Şirketi oldu) kuruluş döneminde Özbekistan´a sık sık gidiyor ve bazen haftalarca kalıyordum. Buralarda, kurumların ve şirketleri namustan daha değerli varlığı “piçat” dedikleri mühürdü. Kasada, özenle saklanır ve sadece kullanılacağı süre için, çıkarılır, işi biter bitmez de derhal yerine konulurdu. Şirket kuruluşunda günlerce süren anlaşma metinlerini bitirip imzaladık. Bizden piçat , yani mühür istediler. Aklımıza bile gelmezdi ki götürelim. İşlemler yarım kaldı. Taşkent´te yaptıralım dedik, abovvv, büyük suçmuş… Mührü, tüm resmi işlemlerini tamamlamış şirkete devlet teslim edermiş ancak. Döndük, damgamızı yaptırdıktan sonra tekrar gidip bitirdik kağıtları…
Bizde de önemlidir. Örneğin muhtar belgeleri mühürsüz olmaz. Oy kullanırken de, pusula ve zarfların mühürlü olması yasa emridir. Bu emrin uygulanmaması halinde oy geçersizdir ve şaibeye ulaşacak kadar sayı varsa, oylama tekrarlanır(dı). Son referandumda ise yasayı uygulamakla görevli kurum, iddialara göre Milleti temsil eden Meclis´i çiğnemek pahasına damgasız milyonlarca oyu kabul etti. “Allah kabul etsin” denmeyecek kadar ciddi ve hatta ürkütücü gördüğüm uygulama… İşputahşu Hazretlerinin bile kemikleri sızlamıştır bence.