Yeni süreçte bizleri neler bekliyor diye düşünmeden edemiyoruz. Hükümetten, çözüm süreci devam edebiliraçıklamaları gelse de PKK, barış süreci bitti şeklinde açıklamasını yaptı. Açıklamadaki cürete bakınız. Kendini devlet gibi görmeye başlamış bir terör örgütü ile karşı karşıyayız. Yüzyılın modası da bu, artık terör örgütleri kendilerini devlet olarak görme çabasındalar. Bunu hak ettiklerine inanıyorlar. Çünkü devletlerle masaya oturuyor ya da birkaç devletten oluşan koalisyon güçleriyle savaşacak kadar güçlü hissediyor ve yıllara yayılan mücadeleleriyle de destek aldıkları kesimlere, bu imajı veriyorlar.Demirtaş, açıklamasında asker, polis, gerilla, sivil diyerek, teröristi özgürlük savaşçısı gibi göstermeye çalışıyor. Başka bir HDP yetkilisi, dayandıkları yeri rahatlıkla PYD dolayısıyla PKK olarak gösterebiliyor.
PKK (PartiyaKarkerenKurdistane), Kürdistan İşçi Partisi olarak ortaya çıktı. Bir süre sonra adının arkasına KADEK (Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi) ve Kongra- Gel (Halk Kongresi) isimlerini de ekleyerek stratejisini değiştirmeye başladı. Marksist- Leninist örgüt birden din temalarını da kullanmaya başladı. Bölgede değişen jeopolitikle birlikte,IŞİD´in Irak ve Suriye´de yaptığı, yıldırım harekâtı niteliğindeki eylemlerine karşı mücadeleyle, halkçı ve hümanist bir görüntü vermeye çalışarak dış desteğini artırmaya çalıştı. Verdiği mücadeleye karşılık, sadece düzenli ordularda bulunabilecek silahları da envanterine katarak gücünü artırdı.
Çözüm süreci denilen süreçte PKK, Hükümet ile HDP ve çoğu kez İmralı görüşmelerinde farklı fikirleriyle bensiz olmaz derken, yıllardır kongrelerinde aldığı kararları dikte ettirir bir görüntü vermeye başladı. Psikolojik harp faktörlerini etkin uygulayarak, yandaşlarının cesaretlenmesini sağladı ve elindeki silahı her fırsatta gösterip, korku unsuru olarak hep köşede kaldı ama ben buradayım diyerek. Valiliklerin operasyonlara müsaade etmemesiyle, eğitimini ve lojistik desteğini her geçen gün artırmaya devam etti. Ayrıca hiç bilmediği meskûn mahalde muharebe ve mevzi savunması eğitim eksiklerini de IŞİD ile mücadelede öğrenmeye başladı. Yani müdahale edilmediği takdirde önüne geçilemeyecek bir güç oluşmaya başlamıştı ki müdahale geldi. Müdahalenin zamanlaması tartışılabilir. Çünkü müdahale, muhtemelen topyekûn bir kalkışma hareketi için olduğunu düşünebileceğimiz eylemlerin başlamasıyla birlikte geldi. Ancak bu müdahale de yapılmasaydı, yıllardır çözüm sürecine hizmet adına çıkarılan veya yumuşatılan kanunlar nedeniyle, ülke artık uçurumun kenarındaydı.
Şu aşamada oldukça kararlı görülen müdahale ile birlikte, PKK´nın yurt içinde nasıl bir teşkilatlanma ve eylemsel hazırlık safhasında olduğu, hangi örgütlerin ne maksatla dayanışma ve bir üst küresel güç merkezli, komuta veya yönlendirme altında olduğu da az çok görülmeye başlandı. Ayrıca dış tepkilere bakılırsa, Türkiye´nin BOP kapsamında, diğer bölge ülkeleri gibi kolay bölünemeyeceği de bir kez daha anlaşıldı. Buradaki en önemli faktörlerden biri ve en önemlisi ise bölgede İran ile Türkiye dışında devlet geleneğine sahip bir ülke olmaması. Sınırları aşiretlere, kabilelere ve güç odaklarının çıkarlarına göre belirlenerek kurulmuş ülkelerin farklı davranışlar sergilemesini de bekleyemezsiniz. Peki, bu çıkışla artık rahat edecek miyiz? Hayır.
Terör eylemi beklenmeyen yer ve zamanda yapılırsa amacına ulaşır. Böylelikle halk korku ve panik halinde yaşamaya başlar, sinirler gerilir ve ortam terör için daha da elverişli hale gelir. Dikkat edilirse müstakil eylemlerle şehit edilen asker ve polisler aslında beklenmeyen yer ve zamanlarda saldırıya uğradı. Metropollerde de farklı boyutlarda eylemlerle halk ve devlet görevlileri psikolojik olarak baskı altına alınmaya çalışılacaktır.
Neden rahat edemeyeceğiz? Çünkü olaylar, halen ülkenin doğu ve güneydoğusunda feodalitenin tam olarak kaldırılamamasından,rahatlıkla kontrol altına alınamıyor.Bölgede,dini liderlerin, toprak ağalarının sözü etkin olarak geçerli ve böyle olunca,okumuş insanlarile eğitim kabul görmesin diye doğal bir baskı oluşturuluyor. Bölge insanını temsil ettiğini iddia edenler, her ne kadar aksini söylese de yıllar içerisinde kaçırılan ve öldürülen öğretmenler bunu açıkça ortaya koyuyor. Devletin görevlendirdiği öğretmen, tabip, ebe ve diğer personeli sıkıştır, hatta öldür, ambulans kaçır, iş makinelerini, TIR´ları yak, halk bunalsın ve korksun. Bölgeye gelen yatırımlar önce ağaların elinde toplansın ve halka yeterince ulaşmasın. Bundan daha güzel bir terör ortamı yaratılamaz. Ancak sokaktaki insanın ve hele feodaliteden uzaklaşmaya çalışarak, batıdaki metropollere yerleşip, belirli kariyerler edinmiş kişilerin, böyle bir problemi de yok. Oysa dayatmalar artarak devam ediyor ve algı değiştirilmeye çalışılıyor. Gerçekleri anlattığınızda aldığınız tek cevap var; olsun çok ezildik ve geçmişten günümüze yaşananları incelediğinizde ortaya çıkan sonuç; feodalite. Böyle bir sistem içinde yetişmiş birinin beyninde doğal olarak kaybedecek bir şeyi olmadığı düşüncesi vardır. Kaybedecek bir şeyi olmadığını düşünen ve kendisini her yönden beslediğine inandığı kişilerin, verdiği her talimatı doğru sayan biri için, ölümün de anlamı yoktur. Üstelik en tehlikeli silah inanmış insan iken, bu kişilerle mücadele de zor olacaktır.Adına ne denirse densin, mücadele sürekli ve kararlı olmalıdır.
Can UĞURATEŞ